Banvit’in kurucusu Vural Görener; lise hocamızın sözü felsefem haline geldi:

“Bilmediğimi Biliyorum”

 

3 Mayıs sabahı 05,45‘de uyanıp heyecan içerisinde 07,30 Bandırma Feribotu’na yetişmek için JohnsonDiversey Gıda Bölüm Müdürü Hüseyin Kahraman Bey ile birlikte Yenikapı’ya doğru yol alırken, bizimle röportaj yapmayı kabul eden Sayın Vural Görener’e neler sorabileceğimizi bizi nasıl karşılayacağını konuşuyorduk.

 

Vural Beyi hoş yıllardır tanımakla birlikte hiç sohbet tarzında bir konuşmamız geçmemişti. Banvit’in kurumsal kimliği ile ilgili de röportaj yapmanın zorluklarını da biliyordum. Bizi kabul etmesi bu nedenle bizlere de ayrı bir onur vermişti. Bu vesile ile de teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Feribot’un yavaş modu bizi sabah 10,15 gibi Banvit’in kapısına gelmemizi sağlamıştı. Ve şimdi Sayın Vural Görener ve saygıdeğer eşi Gülgün Hanım’ın karşısındaydık. İçimizdeki heyecan ve endişeler, güler yüzleri ve her zamanki mütevazilikleriyle yavaşça ortadan kayboldu.

 

Sabah sohbeti, bizleri Banvit’in kuruluşundan zamanımıza kadar gelmeye yetmedi öğlen yemeğinden sonra da devam eden röportajımızda aslında yetmedi. Ancak benim feribota yetişmem gerektiğinden biraz hızla geçmeye başladık ama eminim ki hızla geçtiğimiz bölümde gece feribotuna binsem de yetmeyecekti. Çünkü Vural Bey, sektörün öncülerinden, başından geçen öylesine olaylar var ki O’nun için anlatmak ayrı bir keyif bizim içinde dinlemek ayrı bir keyif .

 

Bu nedenle sizlere bu yazıyı hazırlarken bir röportaj şeklinde değil de bir öykü şeklinde yazmaya karar verdim. Bu öykü, 1950 yıllarından günümüze değin gelen Görener Ailesi’nin bir yaşam ve Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinin kuruluş öyküsü çünkü. Okuyucularımızın da o dönemleri bilenler için bir nostalji bilmeyenler içinde inanılmaz heyecanlı ve ders alacakları bir öykü..

 

Hadi artık öykümüze başlayalım….

 

Konuşmamıza başlarken hemen Performans Gazetesi hakkındaki düşüncelerini almak istedim Vural Bey’den ve   “Performans’ı okuyorum, sektörde belli bir yer etmiş durumda. Herkesin okuduğundan da eminim” dedi. Performans’ın son sayısının da masasında olması beni ayrıca mutlu etmişti.

 

1950 Yılı; Robert Kolejden mezuniyet

Ve bizler birdenbire kendimizi 1950 yıllarında bulduk. 1950 yılı Vural Görener’in ortaokulu Alman Mektebi (Alman Lisesi)’nde okuduktan sonra Robert Koleji’nden mezun olduğu yıl.

İstanbul’a gelmeden önce de Çatalca’da yaşayan ve orada Vural Görener beyin babası tarafından işletilen bir değirmen varmış. Vural Bey, babası Ali Haydar Görener’in ayçiçek yağını Türkiye’de ilk lanse eden bir kaç kişiden biri olduğunu belirtti.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Askerlik Kore’de

Robert Koleji’nden mezun olan Vural Görener, daha sonra Hukuk Fakültesine girmiş ancak devam etmemiş sonraları. Askerliğini de Kore’de mütercim yedek subay olarak yaptıktan sonra 1955 yılında Bandırma’ya yerleşen Görener’ler burada da ayçiçek yağı üretmek için aile şirketlerini kuruyorlar. O yıllarda henüz Türkiye’de karma yem yok. Daha sonra devletin kurduğu bir yem fabrikasına ayçiçek küspesi satmaya başlıyorlar.  1967’de kurulan Ali Haydar Görener ve Ortakları şirketi ile yem sektörüne girmeye karar veriyorlar. Baba Ali Haydar Görener o yıl vefat ediyor.

 

 

Yem Fabrikasının Kuruluş Kararı:

Yem fabrikasının kuruluşunun da enteresan bir hikayesi var aslında, ayçiçek küspesi sattıkları yem fabrikası, sipariş veriyor ve Ali Haydar Görener ve Ortakları şirketi bu siparişi temin edip Bandırma’ya getirene dek bu arada ayçiçek küspesinin fiyatları düşüyor yem fabrikası da bu nedenle daha önce verdikleri siparişi almak istemiyor. Vural Görener o anda yem fabrikası kurmaya karar veriyor. Bazen hayatımda ‘inatçı’ olmanın faydalarını gördüm diyor Vural Bey, inandığı konularda vazgeçmeden ‘inat etmek’ bana fayda olarak geri döndü diyor.

 

Yem Fabrikası Nasıl Kuruluyor:

Kararı veren Vural Görener, nasıl bir yem fabrikası kurarım araştırmasına girerken bize lise dönemindeki bir anısını anlatmadan geçemiyor. Çünkü bu anı Sayın Görener’in hayat felsefesi oluşturmasında hayli etkili olmuş. Bir Lise hocasının ders sınavlarında yaptığı bir tavsiye böylesine önemli konuların altında yatıyor. Doktor Silly, Psikoloji Hocasının tavsiyesi şudur; “Sınavlarda atmayın, bilmiyorsanız da -Bilmediğimi biliyorum-” yazın ben sizi geçireceğim” diyor hoca. Socrates’ın bir sözü olmasına rağmen öğrencilere aslında hiç de inandırıcı gelmiyor… Fakat O hocanın bir sonraki sınavında öğrenciler aynen şunu yazıyor “I know that I don’t know’ ‘Bilmediğimi Biliyorum’ ve bunu yazanlar geçerli not alıyorlar. Öğrenciler şaşkınlık içinde ancak bu olayı bir sonraki sınavda da devam ettiriyorlar ve ‘I know that I don’t know’ yazarak geçerli notlar alıyorlar fakat bundan sonra utanıp derslerine çalışmaya ve öğrenmeye başlıyorlar…  Vural Görener diyor ki, bu nedenle ‘bilmeye ve danışmaya özen gösteriyorum halen” bilmediğimi fark edip, danışıyorum öğreniyorum diyor.

 

Yem fabrikasının kurulması konusunda da ‘bilmediğini fark eden’ Vural Görener, araştırmaya başlıyor…

O dönemde Sayın Hüseyin Bor (Şeker Piliç’in kurucuları Ali ve Osman Bor Beylerin rahmetli babaları) tavukçulukla uğraşıp, yem alıyor. Vural Görener, Hüseyin Bor’un aldığı yem çuvallarındaki etiketi görüyor ve bir etiket alıyor, etiketin ciddiyeti de dikkatini çekerek güven veriyor. Ve burayla yazışmaya başlıyor. Firma ABIC, Sıtkı Koçman ve Selehattin Göktuğ tarafından yönetiliyor. 

 

Yem Fabrikası 400 bin TL’e kuruluyor.

Yazışmalar devam ediyor ve Sıtkı Koçman ve Selehattin Göktuğ’dan teknik bilgiler isteyen Vural Görener’e bir teklif yapılıyor. Gel birlikte kuralım diyorlar. Ve %50-50 ortak olmaya karar veriyorlar. Bandırma Vitaminli Yem Sanayi böylece 1967 yılında kurulmuş oluyor.

Sermaye 400 bin TL. O zaman bu para ile 3-4 kamyon yem alınabilirdi diyor Vural Görener. 1967-72 yılları arasında eski küspe deposunda biraz ilkel şartlarla üretim yapmaya başlıyor.1972’de Bandırma Vitaminli Yem Sanayi’nin ilk arazisi  1 milyon TL’e alınıyor. 1974 yılında fabrika kurulmuş oluyor.

 

Yem fabrikasının kuruluşunda da, “Bilmediğimi biliyorum” diyen Vural Görener, kim bir yem fabrikası kurar diye araştırmaya başlıyor. 1974 yılında Türkiye’de ilk dikey yem fabrikası Türk işçiliği ve İsrail desteği ile kuruluyor. Dikey yem fabrikası böylece Türkiye’de bir norm olarak kalıyor.

Yem fabrikasının kuruluşu için Eskişehir’e giden Vural Görener orada Gökalp Bey ve ortağı Rıdvan Kavruk ile görüşüyor. Bir atölyeleri var ama o dönemlerde ayrılmaya karar vermişler.

 

Rahmetli Rıdvan Kavruk Bey (Bugünkü Yemmak firmasının sahibi, sadece yurt içinde değil uluslar arası çalışarak yem fabrikaları kuruyor), Rıdvan Bey, Bandırma’ya geliyor ve yem fabrikası kurulumu hakkında staj yapmak için İsrail’e gidiyor. Dönüşünde de Bandırma Vitaminli Yem Sanayini kuruyor. O döneme kadar yatay olarak yapılan karıştırıcılar ilk kez dikey olarak kuruluyor.

 

Dökme Yeme Geçişe Hazırlanıyor

Bu arada, Vural Görener Bey’in unutamadığı isimlerden biri de 1972’de fabrika kurması için Sofya’lı Joseph Ben Joseph adlı İsrail’li Amerikan Koleji mezunu bir mühendis.. Joseph Ben Joseph ile tanışıyor ve dökme yem kamyonu projelerini veriyor.

 

Bu planlarla İzmir’e giden Görener, burada bu planları uygulayabilecek yerler arıyor ve dökme çimento yapan atölyeleri buluyor. Dökme yem kamyonları yapılıyor ama kamyon yapmakla iş bitmiyor bir de siloların yapılması gerekiyor. Yaklaşık 15 silo yaptırılıyor ve Bandırma’ya getiriliyor. Bu sefer bir başka sorun çıkıyor. Tavukçular bu sistemi önceleri benimsemiyor ve 2 yıl silolar öylece bekliyor.

Oysa sisteme çok inanan Vural Görener ‘bir kez daha inat ettim’ diyor. İki yıl, tavukçularla görüşmeye devam eden Görener, inadımın faydasını burada da gördüm sonunda Edincik’te bir tavukçu olan Cemil Batu sisteme razı oluyor, helezonlar konuluyor ve sistem tam olarak çalışmaya başladıktan sonra bu sistemi gören tavukçular da dökme yem sistemine geçiyor.  Burada ‘ısrar’ın altını bir kez daha çizen Görener “Hangi iş olursa olsun ‘ısrar’ gerektiriyor” diyor.

 

1980 başında pelet yeme geçmek istiyor

1970’li yıllarda dökme yem iyice oturuyor ama Vural Görener artık pelet yem yapmak istiyor.

Bu nedenle makineler oluşturuluyor ama maalesef sonuç alınamıyor. Amerika’ya ve Hollanda’ya gidiyor. Sıtkı Koçman bu arada Bursa’da yem fabrikasını kuruyor. Hollanda’da fuarda Schultz adında pelet yem makineleri satan biriyle tanışıyor ve makineler satın alınıyor ama ithalatla ilgili prosedür sorunları yaşanıyor. Ecevit hükümetinin olduğu dönemlerde döviz piyasada yok. Sistem Alman işçileri üzerinden ithalat yapmaya geçiş veriyor. 12 Eylül ihtilalinden bir gün önce makineler Bandırma’ya gelmiş oluyor. 11 Eylül 1980 tarihinde. Bu makineler ile üretim yapılmaya başlanıyor ve 1980’li yıllarda en ciddi kanatlı yemi üreten ve satan firma oluyor. Bu pelet preslerinin hala tıkır tıkır çalıştığını da belirtmeden geçemiyor.

 

Yemcilikten tavukçuluğa geçiş

Yem satışları kaliteli ve iyi gidiyor ancak her zaman sattığınızın bedelini alamıyorsunuz uzun süre yem konusunda uğraşan ve tavukçuluk yapmayan Görener ailesi’nin tavukçuluğa geçişi de tahsilatını yapamadığı bir kümesin işletmesini devir alması ile başlıyor.  Tatlıcı Selim Bey diye tanınan bir yem müşterisi kafes tavukçuluğu yapıyordu. Selim Bey vefat edince oğlu tavukçulukla ilgilenmedi ve borç oluştu. Kümesler borç karşılığı Vural Bey’lere kaldı. O dönemde yarka tutuluyor ve “Yarkacılık yaparız” diyerek tavukçuluğa başlanıyor, ancak “civcivi alıyorsunuz en az 5 ay bakmak lazım, bu arada piyasadaki olumsuz gelişmeler nedeniyle fiyatlar düştü ve zarar ettik” diye anlatan Vural Görener, broiler yetiştirmeye karar veriyor.

 

Broilere Geçiş

Tavukçuluğa geçiş, yarkacılıkta zararla kapanınca, var olan kümeslerin 5’inde broiler yapmaya karar veriliyor. İstanbul’da piliç satışını gerçekleştiren Pınar Tavuk (Erol Okta ve Avni Nebioğlu), broiler yetiştirin biz satarız diyorlar. Böylece broiler yetiştirme işi başlıyor ve Banvit’in ilk temelleri o dönemde aslında 5 kümeste yetiştirilen broiler ile atılmış oluyor.

Piyasadaki duruma göre sıkıntılar yaşanıyor, piyasa iyi ise Pınar Tavukçuluk ödemeleri yapıyor, ama piyasa kötü ise hayvanlar büyüyor ve Pınar Tavukçuluk bunları almak istemiyor… Vural Görener, bu aşamada “bu işi yapacaksan ya doğru dürüst yapacaksın ya da bırakacaksın” diyor ve o zaman “sonuna kadar” yapmaya karar veriyor.

 

Likit yumurta üretiliyor

Bu arada 1970’li yıllarda Hollanda’da likit yumurta yapıldığını görüyor. Edincik Bandırma yumurtacı dolu. Yumtaş adında yarı halka açık bir şirket kurarak Türkiye’ye ilk yumurta tasnif makinesini getiriyor. Hollanda’lılar geliyor işi öğretiyorlar ancak satış yönünde zorluklar yaşanıyor. Markalı satış yapmak isteniyor ama şimdi bile bir çok tavukçunun kayıtsız çalıştığı bir dönemde o zaman hiç kayıtlı tavukçu yok. Satış yapıyoruz fatura istemiyorlar böyle olunca şirketi kapattık. Erdek’teki bina ve tasnif makinesi elimizde kaldı. Fakat o dönemde hükümet Irak ile anlaşma yaptı ve Çukurova şirketi Irak’a yumurta ihracatı başlattı. İhracat içinse tasnifli yumurta gerekiyor ve bir tek bizde tasnif makinesi var. İzmir’den akın akın yumurta kamyonları buraya geldi ve burada tasniflenip boxlanıp ihracata gitti. (Ekim 1981)

 

Tasnif makinesinin parasıyla kesimhane kuruluyor

 İhracat ta bitince tasnif makinesi İzmir’de Narita adlı bir firmaya satılıyor ve bu parayla Erdek’teki binaya zincirli konveyörlü kesimhane kuruluyor. İlk tavuk tüy yolma makinesi iptidai olarak kuruluyor, Vural Bey’in eşi Gülgün Hanım birkaç kadınla işi yürütmeye başlıyor..

O dönemde 750 adet kesim yapan şirket bugün saatte 16.000 adet kesiyor.

 

“Bilmediğimi Biliyorum” felsefesi bu dönemde de kendisini gösteriyor. Vural Görener, kesimhane konusunda araştırmaya ve bilgilenmeye başlıyor, yani hiçbir iş hayatında sınavda bir kez yaptığı gibi “bilmediğimi biliyorum” o kadar demiyor, araştırıyor, öğreniyor ve bilgileniyor. 

Bu amaçla, kesim yapılan yerleri görmek amacıyla Zafer Bey ve Erdev Bey ziyaretlere gidiyor, ve ziyarete gidenler şunu söylüyor “neredeyse artık tavuk yemeyeceğim” çünkü hijyen yok, kalite yok, araştırmanın boyutları genişlemeye başlıyor.

 

1984 ilkbaharında zincirli konveyör dönmeye başlıyor

Vural Görener’in hayatında isimlerini unutamadığı isimlerden biri bu arada hayatına giriyor. Bu kişi Alman Dr.  Scholtisek. Tavukçuluk uzmanı olan Dr. Scholtisek daha önce tanışmış olduğu Vural Görener’e bir kitabını hediye etmiş. Vural Bey, kitabı kütüphanesinde buluyor. Alman Lisesinde okuduğu içinde Almancası çok iyi. Kitap bir derya aslında bu konuda. Damızlıktan kesime, ambalajından pazarlanmasına kadar her şeyi anlatıyor. Bu kitabı okuduktan sonra Vural Bey’in kafasında her şey oluşuyor. İlk poşetli piliç satışını başlatmak istiyor. Pilicin kesiminde 40 derece olan vücut sıcaklığını sıfır dereceye düşürmeden poşetlenirse bakteri ürüyor. Dr. Scholtisek bunu da açıkça yazmış kitabında soğutma yapılmadan poşetlenmeyeceğini belirtmiş. 1984 ilkbaharında zincirli konveyörü çalıştırmaya başlıyor.

 

Taklit etseydim yanlış yapardım

Hijyen konusunda yanlış adım atmamamızı Dr. Scholtisec sağladı. Kitaptaki bilgileri madde madde uyarladım şayet burada yapılanları taklit etseydim yanlış yapardım diyor Vural Görener. Bir kez daha inançla yapılan ve taklitle değil kendince yapılan işlerin başarısını kanıtlamış oluyor.

 

Lades TV reklamları Banvit’e yarıyor

1984’ten sonra üretimimiz artmaya başladı. Üretimin artması ile de satışta problemler yaşanmaya başladı. Bu arada Danimarka’lılar Oyak ile birlikte Kaynarca’da Entaş’ı kurdular. Lades markası ile üretime başladılar. Ancak yem fabrikaları yok, sonunda Vural Bey’e geliyorlar ve programlarını vererek yem ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu anlaşma şirketi rahatlatıyor. Piliç satışında problemlerde artmaya başladığı dönemde, Lades piliç reklamları televizyonlarda dönüyor ve piliç satışlarına talep sürekli artıyor ancak Lades, bu satışları üretimi yeterli gelmediğinden karşılayamıyor, piyasada Lades dışında tek marka var o da Banvit, markalı piliç almak isteyenler Lades bulamayınca Banvit alıyorlar. O dönemdeki satış problemimizde böylece ortadan kalkmış oldu diyor Vural Görener.

 

Unutulmayan bir başka isim: Jess Merkle

Vural Görener Bey’in yaşamı boyunca unutamadığı isimler var. Hepimizinde hayatında önemli ve unutulmayan isimler vardır. Yaşantımıza kendileri de farkında olmadan bir mihenk taşı gibi girerler ve yaşantımıza yön verirler. Jess Merkle’da Vural Görener için bu isimlerden biri.

 

Amerikalılar 1980’li yıllarda Türkiye’ye soya satmak istiyor, Dünya Bankası kanalıyla Türkiye’ye görevli birini gönderiyorlar. Köy-Tür pek ilgilenmiyor. Istanbul’da Sıtkı Bey ile tanıştırıyorlar, fakat o da pek istekli davranmıyor. Vural Bey tesadüfen bu Amerikalı ile İstanbul’dan İnegöl’e birlikte yolculuk yapıyor. Arkadaş oluyorlar,  yeni yıl  kartı yolluyorlar birbirlerine. 1984 yılında zincirli kesim başladığında, Vural Bey’in aklına bu Amerikalı geliyor ve ona kesim işine başladığını kendisine yardımcı olabilir mi diye yazışıyor ve 5-6 gün içinde cevap alıyor. Amerikalı emekli olduğunu Retired Executive Derneği’nde çalıştığını, derneğe yardım yaparsanız Türkiye’ye yardımcı olmak için gelebileceğini belirtiyor. Vural Bey parayı derneğe gönderiyor ve Jess Merkle Türkiye’ye geliyor.

 

Amerikalı 3 sene arka arkaya her yaz Bandırma’ya geliyor, kesim işinin inceliğini anlatıyor. Sistemi anlatıyor,  pilicin boynunun nereden kesileceğinden her türlü detayları veriyor, 3 yıl boyunca kümes kümes, dükkan dükkan dolaşıyor. Aslında bu Amerikalı son derece zengin bir iş adamı ve Country Pride adlı bir broiler entegrasyonunun da kurucusu. Şirketini 34 milyon USD’a 1980’lerde satarak danışmanlık yapmaya başlıyor.  Modern Banvit’in kuruluşunda önemli bir rol alıyor. Vural Görener, böylece Banvit Amerikan sistemini aldı ve bu şekilde de devam ediyor. Gess Merkle’dan çok şey öğrendik ama her şeyden önce “terbiyeyi” öğrendik diyor.  

 

İleri işleme geçerken de, logo değiştirme sürecinde de endüstriyel gelişimde de Amerikanın etkisinde kaldıklarını belirtmeden geçemeyen Vural Görener bu arada eşi Gülgün Hanım’a takılarak “Erdek’teki kesimhanedenin kapasitesini süratle doldurduk, eski kesimhanede su yeterince bulamıyorduk, o zamanlar JohnsonDiversey yok, GülgünDiversey var, İstanbul’dan arap sabunu getirdik..” dedi.

 

1991 yazında Banvit yeni kesimhanede kesime başlıyor..

 

İleri İşlem..

Gıdanın önemi giderek daha da artıyor. Bir gıda şirketinin de tavanı yok. Et üzerinde yoğunlaşarak bir tesis yapmaya karar verdik. Türkiye’deki bütün piliç şirketlerinde ileri işleme var. Bizimki her türlü et ürünlerinin  tümünü pişmişini, fermentesini, şekil vermesine kadar dizayn ettirdik ve bunu hayata geçirdik ve bu şekilde ilerlemeye devam ediyoruz, şu an ciromuzun %25’ni ileri işlem ürünlerinden yapmaktayız diyen Vural Görener, İleri İşlem fabrikasını kurma döneminde IFC (International Finance Coorparetion)’dan uzun vadeli kredi aldıklarını ancak ödeme planı içerisinde 2001 develüasyonunu yaşadıklarını da belirtiyor.

 

 

Banvit, Beyaz Etten Kırmızı Ete bir Gıda Şirketi Hedefinde İlerliyor

“Bütün adımlarımızı Banvit Gıda şirketi hedefinde atmaya gayret ediyoruz, hindi de kırmızı ette bunun bir parçası…İstediğimiz kalitede kırmızı et bulmakta zorluk çekiyoruz.

Bu noktada kırmızı ette gündemimizdedir..  “100 ton/ay gibi İleri İşlem fabrikasında kullanıyoruz, istediğimiz kalitede kırmızı eti bulmakta güçlük çekiyoruz. Gıda hijyeni her geçen gün daha önem kazandığı için, örnek olarak da biz kendimize batı kurumlarını örnek aldığımız için yaptığımız ürünlerin hepsinde izlenebilir olmak istiyoruz, insanlar haklı olarak gıdaya karşı titiz davranıyor, ben bu eti yedim, bu et nerede üretilmiş, hangi hayvandan üretilmişe kadar geçmişini bilmek istiyor. Mc Donalds üretim çiftliğinden hayvan alıyoruz ve Tanet’e kestirip fabrikamıza getiriyoruz. Üretimle ilgili diğer işlerimizde gibi “expert advice” alıyoruz. Bu seninin sonuna doğru kırmızı ette neler yapacağımız ortaya çıkar. Et bazlı gıda şirketi olmanın bir halkası.

 

Check-up

Banvit olarak sahadaki bütün hayvanlarımızın sağlığından eminiz.. Ben ve Gülgün Hanım şimdiye kadar ilk kez geçen hafta bir check-up yaptırmamıza rağmen hayvanlarımızın check-up’ı her zaman yapılmaktadır. Ciddi bir saha servis sistemimiz var, canlı faaliyetler bölümümüz üretimden tamamen bağımsız hareket etmektedirler.  Ellerinde bilgisayarları ile her gün günlük veriler girilerek tüm hastalık, ölüm oranları vb. bilgiler takip edilir. Ölümlerin nedenleri çok detaylı incelenmektedir diyerek canlı faaliyetlerin Banvit bünyesindeki önemi vurgulanıyor.

 

Beyaz Et sektöründe durum

Beyaz et sektöründeki inişler çıkışlar, toplantılar, alınan kararlar ve uygulamalar hakkındaki düşüncelerini sorduğumuzda Vural Görener’in bakış açısının çok net olduğunu görüyoruz. “Her şeyin başı açık olmaktan geçiyor… Tavukçuluk sektörü kuruluşundan beri kapalı bir sektördür. Açık değildir. Kol kırılır yen içinde kalır tarzındadır. Bilhassa hastalıklar gizlenir.. Kuluçkalarda hastalık vardır, hastalığı yayarlar, olay böyle olunca bu gizliliğe alıştıkları için, bu üretimlerine ve diğer aktivitelerine de yansımaktadır. Tabi bazı şeyler, kararlar ekonomik nedenlerle yapılmaktadır. Her şirket kendi yöntemlerini takip ediyor ve bunu uzun süre gizli tutuyor, halbuki açık olunsa ve esas gaye “bu ülkede insanların daha fazla piliç eti tüketmesi” olması ise, daha fazla açık adamlarla sektör esas hedef daha rahat ulaşır. Kısacası, her konuda firmaların işbirliği yapmasının büyük faydası vardır. FeedStaff adlı bir Amerikan dergisi var, bu dergide Amerika’dan eyalet eyalet o hafta ne kadar kuluçkaya yumurta basıldığı bilgileri veriliyor. Bildirmeyen eyalette var, ama Georgia, Arkansas gibi tavukçuluğun önde yapıldığı eyaletler bu bilgileri veriyor. Orada açıklık yine kendilerine yararlar sağlamaktadır.

 

 

 

Antibiyotik ve hormon

Hormon konusu her ne kadar bizi sorarken bile rahatsız ettiyse yinede sormadan edemedik. Bu yazıyı okuyan medya mensuplarına bilgi olsun diye ve Vural Görener’de aynen şunları söyledi: “Ben hormon konusunda bir bilgiye sahip değilim, hele bu sektörde buna hiç rastlamadım. Antibiyotik kullanımı konusunda ise Avrupa Birliği’nin izin verdiği normlarda kullanımı söz konusu. Devletimiz çok hızlı yasa çıkarmaktadır, fakat beceremediği bir şey var, yasalarını uygulatmak. Tamam buna da bir şey demiyorum, mali yönden devlet sıkıntıda olduğu için bu denetimi yapamayabilir. Eğer sektör kendisi bunu yapmak isterse sektör firmalarının kendileri yapmaları gerekmektedir. Şimdiki vaziyet “kendini denetleme” tarzındadır..

 

AB uzmanları Türkiye’de firmaları gezdiler, 4 firmanın kesimhanelerinin hijyenik bakımdan AB’ye uygun olduğunu tespit ettiler. Bu dünyanın neresinde var, bir ülkede 40 tane kesimhane var, 36’sı Türk’lere göre uygun ürün üretiyor, 4’ü ise Almanlara göre üretim yapmaktadır. Bu mümkün değildir, bir ülkede hijyenik üretim yapan kesimhanelere devlet ruhsat veriyor, firmalar üretim yapıp aynı mağazalarda ürününü pazarlayacak fakat yurt dışına satarken biri satabilecek diğeri satamayacak!... Kayıt dışılık ayrı bir problem, sektörün kalitede de ambalajda da birlik olması lazım. 

 

Hijyen üzerinde haksız rekabet sözkonusu

Ülkemizdeki her ilin tarım il müdürlüğü kendi normuna göre, yasaları kendi yorumlamasına göre ruhsat veriyorlardı. Ben AB normuna göre Migros’ta mal satacağım, AB normuna uymayanda orada mal satacak, rekabet edecek. Kısacası “hijyen üzerinde haksız rekabet sözkonusu”. Bu arada sektörde kayıt dışı üretim sözkonusu, bir kısmı da ruhsatı olupta ürettiğinin bir kısmını faturasız satan firmalar var. Sektörde kalite, ambalajda birlik olması gerekir. Bazı firmaların devlet otoriterlerinden aşırı korkaklık yaşıyor.

 

En büyük problem; mısır

Dünyada mısır 85 USD, Türkiye’de 410 milyon TL… İnanılması çok güç..

Mısır ucuzlamalı ki, piliç fiyatı ucuzlasın, eğer Amerikalı 85 USD, ülkemizde ise 350 USD çok büyük çarpıklık var...

 

Ve sohbetin en güzel yerinde çanlar feribot saatinin ve dönüş vaktini çalarken üzülerek bu muhteşem sohbetin sonuna geldik…

 

Sağolun Vural Görener, bize bu zamanınızı ayırdığınız için, bu müthiş öykünüzü bizimle ve okuyucularımızla paylaştığınız için. Tavsiyenizi tutacağım ve sektördeki mihenk taşları ile röportaj yapmayı sürdüreceğim. Dinlemekte, yazmakta benim için inanılmaz keyifliydi. İnanıyorum ki okuyucularımız da bu öyküyü keyifle okuyacak ve bir çoğu da etkilenecektir. Yeni nesilin de bu öyküden alacağı bir çok ders olduğuna inanıyorum.

 

Hiçbir şey hazır önümüze gelmiyor, “Bilmediğimi biliyorum” demek büyük bir erdem bence, her şeyin başlangıcı yaşama dair…  Bizi bilgiye doğru iten büyük bir güç, vazgeçmeden inandıklarımıza ‘ısrarla’ ve ‘inatla’ sarılmanın başarı dolu hikayesini bizimle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler Sayın Vural Görener…

SigmaSoft
Arkadaşınıza göndermek için tıklayınız Yorum eklemek için tıklayınız
bebek insan kaynaklarý boya badana internet site tasarýmý çocuk gýda güvenliði